365 GÜN ATATÜRK - 2026 SEÇMELER

Atatürk, İnönü Savaşları zamanı Dikmen sırtlarında dinlenirken (1921)
6 Ocak 1921
I. İnönü Muharebesi, Yunan taarruzuyla başladı
1920 yılı sonuna gelindiğinde, Yunanistan’da Başbakan Venizelos seçimi kaybetmiş, İngilizlerin teşvikiyle Kral Konstantin iktidara gelmişti. Yeni yönetim, İtilaf Devletleri’nin güvenini kazanmak için askeri bir başarı arayışına girmişti.
Diğer taraftan, Milli Mücadele’nin ilk günlerinde hizmetleri görülmüş olan Çerkes Ethem ve kardeşlerinin daha sonra merkezi otoriteyi tanımaz hale gelmesi, 1920 yılının son aylarında ayaklanma halini almış ve bunun üzerine TBMM’nin kararıyla teslim olması için üzerine kuvvet gönderilmişti. Türk kuvvetlerinin bu ayaklanmayla uğraşması, Yunan hükümetini Anadolu’da bir ileri harekâta girişmek için cesaretlendirmişti.
Yunan ordusu, 6 Ocak 1921 sabahı Eskişehir yönünde iki kol halinde taarruza geçti. Yunanlılar üç günlük yürüyüşün ardından 9 Ocak günü İnönü mevzilerinin önüne geldiler. Asıl muharebe, 10 Ocak sabahı Yunanlıların taarruza geçmesiyle başladı. Türk birliklerine Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey (İnönü) komuta ediyordu. Meydana gelen şiddetli çarpışmalar sonucunda Yunan ilerleyişi durdurulduğu gibi, Yunan birlikleri 11 Ocak’ta geri çekilmek zorunda bırakıldı.
Milli Kuvvetler’in ilk askeri başarısı olan I. İnönü Muharebesi, içeride ve dışarıda büyük yankı uyandırdı. Bu zafer, yeni Türk devletinin iç durumunu kuvvetlendirdiği gibi dıştaki itibarını da artırdı. Atatürk, bu savaştan sonra tuğgeneralliğe terfi ettirilen İsmet Bey’e gönderdiği tebrik telgrafında şöyle diyordu:
Bu muvaffakiyetin mukaddes topraklarımızı düşman istilasından kâmilen kurtaracak olan kesin zafere bir hayırlı başlangıç olmasını Allah’tan dilerim...

Hariciye Köşkü’nde verilen yılbaşı balosu (1929)
1 Ocak 1936
İlk resmi yılbaşı kutlaması
1935 yılında kabul edilen yasayla 1 Ocak günü resmi tatil günleri arasına alındı ve 1 Ocak 1936 günü ilk yılbaşı tatili yapıldı.
Osmanlı İmparatorluğu’nda Hicri takvim kullanıldığından yılbaşının özel bir önemi ve anlamı yoktu. Yılbaşı, 24 Aralık’ta Hz. İsa’nın doğuşunu kutlayan Hıristiyan cemaati için de dinsel öneme sahip bir gün değildi. Buna rağmen toplumun bazı kesimleri yılbaşını bir eğlence vesilesi sayar ve o günü gayriresmi bir şekilde kutlardı. Osmanlı bürokrasisi de bu kutlamalara kayıtsız değildi. Örneğin, 1829 senesinin yılbaşı günü İstanbul’daki İngiliz elçisinin Haliç’te bir gemide verdiği büyük baloya, Osmanlı devlet adamları da katılmışlardı.
Osmanlı’nın son dönemine tanıklık eden usta gazeteci Ahmet Rasim, eski yılbaşı eğlencelerini, “Biz Türklerin, yılbaşı günlerinde başımızı sokmadığımız yer kalmazdı” diye anlatır ve şöyle devam eder: “Galata, Beyoğlu, kısacası Ortodoks takvimini tutan milletlerin cümlesine kendimizi davet ettirir, sabahlara kadar eğlenirdik.”
Yılbaşı kutlamaları, Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’ün de katıldığı yılbaşı balolarıyla giderek resmi bir kimlik kazanmaya başladı. Ancak yılbaşı, halen resmi tatil değildi. Bu durum, 1935 yılında tatil ve bayramları düzenleyen yasayla yeniden ele alındı. Hafta sonu tatili olarak pazar gününü benimseyen ve bayramlardaki tatil sürelerini düzenleyen yasa, 1 Ocak gününü de yılbaşı tatili ilan etti.